YAKÎN (Yakınlık)

"Biz insana şah damarından daha yakınız." Kaf, 16

"Kim Bana (cc) yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim." Hadis-i şerif/ Buhari, Müslim, Tırmizî


YAKLAŞMA İKİ ŞEKİLDE olabilir: Ya sen ona yaklaşırsın ya da o sana. Eğer sen küçüksen ve O büyükse, sen acizsen ve O değilse, sen fakirsen ve O zenginse, senin O'na yaklaşman belli merhaleleri aşmana bağlı olur. Belli kapılardan geçerek ve belli mertebeleri elde ederek bunu gerçekleştirebilirsin. Yok O sana yaklaşmak isterse, doğrudan sana muhatap olur. Kendini sana doğru alçaltır ve yakîn gerçekleşir.

Senin O'na yaklaşmana 'kurbiyet' diyelim, O'nun (cc) sana yaklaşmasına da 'akrebiyet' ismini verelim.

Yaratıcıyla aramızdaki uzaklığı bir derece giderecek ve bizi Rabbimize muhatap edecek merhaleler bulunur. Bu aşamaları kat etmeden ne kendimizi ne de Rabbimizi sağlıklı tanıyamayız. Zira biz O'ndan (cc) sonsuz uzağız, O ise bize şah damarımızdan daha yakın bulunuyor.

Yakîn yani yakınlık, "bir şeyi olduğu gibi, şüphesiz ve kesin bilme, bilgi ötesi bir bilme" olarak da özetlenebilen kur'anî bir kavramdır. [1]

Bizim Rabbimize yaklaşmamızı ifade eden kurbiyet-i ilahi; kişinin kendini, dolayısıyla Rabbini tanıma serüveninde, kişisel gelişimini sağlıklı yürütme ve kendisini olgunluğa ulaştıracak mertebeleri kat ederek Allah-u Teala'ya yaklaşma merhaleleri olarak özetlenebilir.

Kainatın yazım dili olan Esma ve Sıfat-ı ilahi'yi [2] öğrenme yolculuğunda, nefsini iman hakikatlerine ortak eden ve onu Rabbine yaklaştıracak haller içine giren biri, Yaratıcısından kurbiyet ve yakınlık görür. O ana kadar kendisine meçhul ve gizli kalmış olan hazineleri, bu yakîn ile keşfetmeye başlar. En önemlisi de, tenezzül-ü ilahi ile muhatap alındığını fark eder.

Akrebiyet-i ilahi; Allah'ın (cc) kuluna doğru makamını alçaltması yani tenezzül-ü ilahi ile kulunu muhatap alması ve ona yaklaşmasıdır.

Kurbiyet-i ilahi için; kul, ilmelyakîn, aynelyakîn, hakkelyakîn mertebelerle Allah'a yaklaşma yolları arar. İman-ı billah (Allah'a iman) ile başlayan, marifetullah (Allah'ı tanıma, bilme) ile gelişen, muhabbetullah (Allah sevgisi) ile perçinlenen ve lezzet-i ruhani (ruhun aldığı nihai lezzet) ile kendi kabını doldurduğu süreçleri yaşar.

Ehli feragat için, Rabbimizin özel korumasının adıdır, akrebiyet-i ilahi. İman hizmeti herkese bakıyor, kamusal bir hukuk söz konusudur. Bu hizmeti bir şekilde ifâ eden ehli feragat; kimbilir kime ulaşacak olan iman hakikatleri hukukunu koruyabilmek için gayret ettiği sürece, Rabbimiz de o kişileri hıfz ve himayesi altına almaktadır. Bu kaderî hukuk sayesinde, o feragat ehlinin önündeki dünyevî meşgaleleri hafifletmek için, Cenab-ı Hak, tahdis-i nimet kabilinden, bilemediğimiz yollardan yardımlarını o mübareklerin üzerinde tutmaktadır. Risalet-i Ahmediye (asm) hizmetinin aksamadan yürütülmesini sağlamaktadır.

Fenafillah makamı gibi bir akrebiyet-i ilahi, o kişileri alıp hıfzetmektedir. Yani mânen denmektedir ki, "sen hukuk-u ibadı korumaya çalışıyorsun, Allah'ta senin hukukullahını koruma altına alıyor."


[1]. Bakara, 4/ Lokman, 4/ Neml, 3/ Ra'd, 2/ En'am, 75/ Tekasür, 5-7/ Vakı'a, 95

[2]. Senai DEMİRCİ

  24.11.2021

© 2021 karakalem.net, Aykut Tanrıkulu



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut