Serbestiyet

Herşeyi bilenlerin ülkesi

Sağda solda, doğuda batıda, üstlerde aşağıda, büyükşehirde veya taşrada, dindar camiada yahut seküler çevrelerde farketmez, nereye gitseniz, herşeyi bilenlerden geçilmiyor ülkemizde. Herşeyi bildikleri için, bir alanda uzman olduğunu söyleyenlere dahi o alanda işin aslının ne olduğunu yine onlar öğretiyorlar; “Bildiğin gibi değil” repliğini her defasında kullanarak...


ÜÇ KELİMEDE bu ülkeyi tanımlamam istense, içimi sızlatsa da, ‘herşeyi bilenlerin ülkesi’ derdim.

Böyle derken, bu ülkedeki herkesin bu durumda olduğu iddiasından da uzak durmam gerekir elbette. Herşeyi bilmediğini bilenler var çok şükür, bazı şeyleri çok iyi bilen ehliyetli insanlar da yok değil. Ama kahvehane sohbetlerinden ‘düzey’ bakımından onlarla yarış halindeki televizyon söyleşilerine, medyada ve sosyal medyada yazılıp çizilenlerden gündelik hayatın içinden konuşmalara bakılsa, henüz veya hâlâ öyle olmayanların varlığına rağmen, bu ülke için ‘herşeyi bilenlerin ülkesi’ demem herhalde haksızlık olmaz.

‘Henüz veya hâl⒠diye bir ayrıştırma ihtiyacı duydum bir önceki cümleyi kurarken. Çünkü ‘hâl⒠herşeyi bilmediğini net biçimde bilip söyleyenlere, ‘henüz’ ise bugün değil ise yarın ‘herşeyi bildiğini’ düşünmeye başlayacak olanlara karşılık geliyor.

Bu ülke “Bilmiyorum” diyenlerin ülkesi değil. İşitilen seslere, duyulan konuşmalara bakılırsa, en kalabalık topluluğu herşeyi bilenler oluşturuyor.

Bir de kendisi adına “Bilmiyorum” demekle birlikte “Ama önderim, liderim, şeyhim, ağam, mürşidim, hocam, üstadım, komutanım herşeyi biliyor” diye düşünen epeyce geniş bir kitle mevcut.

Böylece ideolojide, itikadda, yaşama biçiminde, sosyal sınıfta veya etnik kökende ayrışan niceleri, ‘herşeyi bilme’ konusunda ortaklaşıyorlar.

Herşeyi bilen sağcılarımız var, herşeyi bilen solcularımız. Herşeyi bilen dindarlarımız var, herşeyi bilen sekülerlerimiz. Herşeyi bilenler kümesinin sosyalist katılımcılarımız da mevcut, Kemalist katılımcıları da, milliyetçi veya liberal katılımcıları yahut modernist veya gelenekçi katılımcıları da. Herşeyi bilen gazetecilerimiz de var, herşeyi bilen profesörlerimiz de.

Herşeyi bilen seküler gazeteci ile mütedeyyin gazeteci, sağlık ve tedavi alanında onlarca senesini tıpta uzmanlığa adamış nicelerinin bilmediği şeyleri biliyor meselâ. Hangi gıdaya ağırlık verip hangi ota yönelmemiz gerektiğini, filan hastalığa iyi geldiğini sandığımız ilacın aslında falan hastalığı yaymak gibi gizli bir amaçla üretildiğini onlardan öğrenebiliyoruz; tıpçılar ise çok safdil ve cahil. En az on senesini bir alanda uzmanlık pâyesi almak için harcamış insanların aslında dev bir endüstrinin piyonları olduklarından da onlar sayesinde haberdarız. Alanı metalurji olan seküler bir profesör ilahiyatçılara din öğretmekte de pek mahir gözüküyor. Alanı Selçuklu tarihi olan mütedeyyin bir profesör Covid-19 tedavisinde de uzman çıkabiliyor. Hele siyaset alanına ve devlet yönetimine geldiğimizde, ‘herşeyi bilen’ önderler ile ‘herşeyini ona borçlu ve herşeyi ondan öğrenen’ olmasan olmazdıkçı takipçilerin oluşturduğu renkli bir kalabalık bizi karşılıyor.

İdeoloji, inanç, yaşama tarzı, siyasî yönelim, parti tercihi, etnik köken, sosyal sınıf, eğitim alanı ve benzeri birçok noktada ayrışan insanlar, ‘herşeyi bilen’in kendileri veya önderleri olduğu iddiasında ise pekâlâ ortaklaşıyorlar.

Onları keskin ayrışma ve çatışmalara iten de, muhtemelen ‘herşeyi bilme’ konusundaki bu ortaklıkları. Bu ülkeyi iki yakası biraraya gelmez keskin ve derin fay hatlarına mahkûm ederken, ülke için verimsiz ama demagog politikacılar açısından kullanışlı kimlik siyasetlerine imkân veren şey de bu…

Herşeyi bilenlerin ülkesinde diyalog olmaz çünkü, monolog olur.

Herşeyi bilenlerin diyalogundan söz edilemez; herşeyi bilenin bilmeyenlere yönelik monologundan söz edilebilir.

Herşeyi bilen kişi için bir müzakere zemini de sözkonusu olmaz. Karşılıklı müzakere ne demek? Herşeyi bilen bilgi de, fikir de verir; diğerleri ise sadece alıcıdır.

Herşeyi bilen kişilerin meşvereti de ...


Bu yazının tamamını,
serbestiyet.com’da okuyabilirsiniz.

  24.08.2020

© 2021 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut