Serbestiyet

‘İslâmcılık’tan geriye kalan: ‘Müslüman milliyetçiliği’

Kitlesellik ve iktidar üzerinden ulaşılan ‘kutlu’ bir ‘sonuç’a odaklanan ‘İslâmî’ hareketlerin gelip dayanacağı nokta, ihlas ekseninin yitimi ile birlikte dinin ideolojileştirilmesi, uhrevî olanın dünyevîleştirilmesi, âyetin sloganlaştırılması ve bu meyanda dindarlığın da bir dinsel milliyetçiliğe dönüşmesidir.


AMERİKALI ŞARKİYATÇI ve dünya tarihçisi Marshall G. S. Hodgson, The Venture of Islam (İslâmın Serüveni) başlıklı üç ciltlik çalışmasında, başlangıcından yirminci yüzyılın ortalarına kadar İslâm tarihini bir dünya tarihi perspektifi içinde çok yönlü biçimde ele alır. Bu çalışmanın zihin açıcı taraflarından biri, ilk Müslüman toplumdan modern zamanlara uzanan süreçte yaşandığına dikkat çektiği eksen kaymasıdır. Hodgson’a göre, ilk Müslüman toplumu Kur’ân’ın “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışır ve Allah’a iman edersiniz” âyetinde (Âl-i İmran, 3:110) belirlenen ‘en hayırlı ümmet’ olma hedefiyle vücut bulmuştur. Ancak yirminci yüzyılın ‘İslâmî’ hareketlerine geldiğimizde, başlangıçtaki ilkelere, yani ‘İslâm’a yönelik bu vurgunun yerini ‘Müslümanlar’a yönelik vurgunun aldığı görülmektedir.

Hodgson’ın dikkat çektiği bu eksen kayması, bütünüyle İslâm tarihinin seyri içinde okunabildiği gibi, yalnızca son yüz elli yılın İslâmcılık hareketleri içinde dahi gözlemlenebilir. Nitekim, Osmanlının son döneminde düşünce ve aksiyon ortaya koymuş, modern meydan okuma karşısında İslâmcılığın kurucu isimleri olarak tanımlayabileceğimiz isimlere bakıldığında, her birinin Müslüman dünyanın içinde bulunduğu duruma dair eleştirel bir okumanın beraberinde ‘öz’e, ‘ilkeler’e, İslâmın temel ölçülerine dair bir hatırlatmada bulunduğu görülür. Sorun İslâmda değil, Müslümanlardadır onlara göre. Fert ve topluluk olarak Müslümanların, içinde bulundukları durumun İslâmın ölçüleriyle uygunluğuna dair özeleştiri yaparak, bu ölçülere bağlılıklarını fiilen yenilemeleri gerekmektedir.

Aralarında yol, yöntem ve yaklaşım farkı olmakla birlikte Muhammed Abduh’tan Said Nursî’ye ilk dönem İslâmcılarının ortaya koyduğu ana çerçeve, özetle budur. Hepsini, ‘İslâm’ üzerinden ‘Müslümanların’ durumunu değerlendiren bir çizgide buluruz.

Ancak ilerleyen zaman diliminde, özellikle de Fransız ve Rus devrimlerinden etkilenmiş olup, Batı hegemonyası ve sömürgecilikle mücadelelerinde son tahlilde modern ulus-devletlerin ‘İslâmî’ versiyonlarında zihnen demirlemiş ve güç üzerinden toplumu yeniden biçimlendirmeyi tasarlayan modern İslâmî hareketlerde vurgunun ‘İslâm’dan ‘Müslümanlar’a doğru kaydığı bir vâkıadır. Bu vurgu kayması, söylem üzerinden okunabileceği gibi, ‘İslâmî’liği tartışmalı olmakla birlikte ‘Müslümanların yararına’ görülen yol ve yöntemlerin kullanımına kapı aralayan icraatlarda kendisini çok daha güçlü biçimde ifşa eder. Bu bağlamda, ‘makâsıd-ı şeria’ ve ‘maslahat’ gibi bazı kavramların da, murad olundukları amacın ötesinde, bu durumu meşrulaştırmak için ‘kullanıldığını’ da söylemek gerekir.

Başka ülkelerden sarf-ı nazar ederek Türkiye şartları açısından bakarsak, aralarında çok ciddi farklar, hattâ çetin bir rekabet de söz konusu olsa, ‘Müslümanlar’a dönük vurguyla öne çıkan hareketlerde bu durumu açık biçimde görürüz. İster doğrudan siyasî bir proje olarak ortaya çıkmış olanları olsun, ister Fetullahçılık gibi başlangıcında siyasetten tam bir uzaklık görüntüsü arzetsin, nihayette sayıyı ve gücü önemseyen, bu sebeple ‘ilkeler’i değil ‘kişiler’i merkeze alan ve son tahlilde kitlesel bir etki kazanarak ‘toplumu dönüştürme’yi hedefleyen türdeki bütün dinî hareketlerin gelip dayandığı yer, İslâmın ilkeleri ile aralarındaki mesafenin giderek açılması, buna karşılık ‘İslâmîliği’ tartışmalı, hatt⠑gayr-i İslâmîliği’ açık ‘araçlar’ın dahi sahip olunan ‘yüce amaçlar’ üzerinden meşrulaştırılması; böylece sözkonusu hareketlerin süreç içinde popülizm, pragmatizm, oportünizm ve asabiyetler tarafından teslim alınmasıdır.

Bu süreçteki en önemli kayıp, öncelikle İslâm açısından vazgeçil...


Bu yazının tamamını,
serbestiyet.com’da okuyabilirsiniz.

  16.12.2020

© 2021 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut