Büyük tuzak: Ak Parti – CHP koalisyonu

Abdullah Maraşlı

Umulur ki, hem hükümete ders vermeye çalışan batıdaki dindar Türkler, hem de din düşmanı PKK’nın partisi olan HDP’ye oy veren dindar Kürtler yaptıkları hesabın küçük olduğunu ve istemeden de olsa bölgede Müslümanları yakacak büyük bir yangının fitilini ateşlediklerini fark ederler.


SEÇİM ÜÇLEMESİNİN üçüncüsü de bitti ve uzun bir süre sonra ilk defa koalisyon varyasyonları tartışılmaya başlandı.

Seçim kampanyası döneminde Ak Parti’ye karşı beşli bir konsorsiyumun ortak hareket ettiğini gördük. CHP, MHP, HDP, Doğan Medyası&TÜSİAD ve Batı. Bu koordineli hareket Ak Parti’nin tek parti iktidarları döneminin sonlandırılmasında başarılı oldu. Hareketin en temel hedefi Tayyip Erdoğan ve ona karşı beslenip büyütülen bir nefretti, hücum hattını ise HDP ve onun barajı geçme meselesi oluşturuyordu. Ak Parti her ne kadar girdiği dördüncü genel seçimden yüzde 40’ı geçerek yine büyük bir başarıya imza atmış olsa da, iktidardan düşmesi hem bu başarıyı gölgeledi, hem de rakiplerinin neticeyi zafer olarak algılamalarına sebep oldu.

Geri dönüp baktığımızda Ak Parti’nin iktidardan devrilmesini istemenin bu beşli konsorsiyumun dördü için gayet anlaşılabilir olduğunu görürüz. Bunun izahına girmek bu yazının sınırlarını aşar ama vaziyetin böyle olduğunu biliyoruz.

Ancak seçimden evvel de çevreme ve kendime sürekli sorduğum, fakat kimseden tatmin edici bir cevap alamadığım bir soru vardı: HDP için çözüm süreci bu kadar kritikse – ki öyle, zira süreç sayesinde ciddi başarılar elde ettiler ve devlet tarafından muhatap kabul edildiler – neden HDP masanın öbür tarafındaki muhatabını sandalyeden kaldırmak istiyor?

Başarılı oldu diyelim, o zaman kiminle yürütecekler bu süreci?

Masayı devirmek...

Denilebilir ki ‘siyasi parti rakibine merhamet etmekle mükellef değildir, tabii ki olabildiği kadar aşağı çekmeye çalışacak.’ Bu ifade genel olarak doğru ama HDP için değil. Zira HDP zaten hükümette. Kendi bölgesinin hükümetinde. Sadece defakto bu durumu hukukileştirmeye çalışıyor. Dolayısıyla siyasi hedefi gereği muhalefette kalması ve masanın bir tarafında bulunup yerini sağlamlaştırması gerekiyor. Ancak bu sırada muhatabını devirmemeli ki, masa kurulu kalsın.

Onlarsa devirmeyi seçtiler.

Ve meydanlarda özellikle seküler kesime bunu sattılar: ‘Erdoğan’ı başkan yaptırmayacağız.’

Soru ise hala orada öylece duruyor? Neden? Bundan menfaati ne? Sürecin durmasına sebep olacak bu siyasi hamle bir açıdan intihar gibi gözükürken neden bu strateji tercih edildi?

Bir türlü cevap bulamadığım bu sorunun cevabı seçim sonrası ortaya çıktı.

İlk olarak, HDP ‘kesinlikle muhalefette kalacağız’ dedi. Bu zımni olarak ‘Ak Parti muhakkak surette koalisyonun bir parçası olarak hükümette kalsın’ demek. Sonrasında MHP beklendiği gibi defalarca HDP’nin yanına yönüne yaklaşmayacağını söyledi. Bu da aynı şekilde, ‘Ak Partisiz koalisyon olmaz’ demek.

Grand Coalition

Medyadaki Tayyip-fobikler, Mehmet Altan’lar, Şirin Payzın’lar, Koray Çalışkan’lar, Baskın Oran’lar, Yalçın Doğan’lar, ilaahir, zafer nâraları atarken yurtdışından, alelacele ismi de konularak ‘büyük koalisyon’ (grand coalition) formülü ortaya atıldı. Doğan medyası da aynı koalisyonu işlemeye başladı. Hatta Ahmet Hakan ‘Ak Parti-CHP koalisyonu istiyorum’ diye müstakil bir yazı yazdı. Birkaç gün sonra ‘şu şu şartlar sağlanırsa’ kayıtlarıyla CHP’de de bir yumuşama seyrettik. Ve KCK... KCK net açıklama yaptı, CHP’nin çözüm sürecinin mecliste yürütülmesi önerisini destekledi. HDP de bununla uyumlu olarak Ak Parti-CHP koalisyonun kurulması halinde ‘yıkıcı muhalefet’ sergilemeyeceklerini söylediler. (Mefhum-u muhalifiyle aksi halde, ki bu Ak Parti – MHP koalisyonu oluyor, yıkıcı bir muhalefet sergileyeceklerini söylemiş oluyorlar.)

Düğüm böylece çözülmüş oldu.

Aslında HDP seküler seçmeni fena halde kandırmıştı. Onları Ak Parti’den&Tayyip Erdoğan’dan kurtaracağız deyip ikna ettiler, oylarını aldılar; cemaat zaten vermek zorundaydı, nitekim hakaret de yeseler verdiler; Kürt seçmenin oyu ise Ak Parti’nin her seçim öncesi taktik milliyetçiliği öne sürülerek ve bölgedeki YDGH yapılanmasıyla ‘ikna’ edilerek alındı. (Ancak şahsi kanaatim bu oyların çoğunun rıza ile olduğu yönünde). Buna Ak Parti’nin, bölgede aday seçiminde yaptığı hatalar, hesabı verilmemiş yolsuzluk dosyaları, kampanyada kullanılan dile bazı kesimlerin öfkesi de eklenince HDP barajı rahat bir şekilde aştı.

Şu denilebilir: ‘Harici faktörlerle izaha gerek yok, Ak Parti oyunun düşmesi için yeterince kabahat işlemişti.’ Buna kısmen katılıyorum, itirazlarım ise şunlar:

1.Doğuda HDP’ye kayan yaklaşık 2 milyon Kürt oyunun arkasındaki ana saikin politik olduğunu biliyoruz.

2.HDP - yukarıda dediğim gibi - tanınmak, konuşulmak için, barajı geçmeye, meclise girmeye ihtiyacı olan bir parti değil. Bunun en güzel ispatı devletin şu an bir mahkûmla görüşüyor olması. Dolayısıyla Ak Parti’nin siyasi hataları HDP’nin neden bu yolu tercih ettiğini izah edemiyor.

Proje hiç fena değil (!)

Asıl gaye seçimden sonra böylece tebellür etti. Anlaşılan o ki plan en basit haliyle şöyleymiş: Masanın bir tarafında HDP’nin eli iyice güçlendirilecek. Karşısında ise süngüsü düşmüş bir Ak Parti ve onunla koalisyon halinde bir CHP olacak.

Tabii bu plan kampanya sırasında mahfuz tutulacak ki, anti-Tayyipçilikten gelecek oylara halel gelmesin.

Gelmedi de.

Projenin hiç fena olmadığı, satrançta Ak Parti’nin ve dahi Türkiye’nin şahının ciddi şekilde açıkta kaldığı ortaya çıkıyor. Tam bu noktada Türkiye’nin Suriye sınırında, Afrin ve Cizire kantonları arasındaki Tel Abyad şehrine PKK’nın bölgedeki temsilcisinin hemen seçimlerden sonra yoğunlaştırdığı saldırılara dikkatleri çekerim.

Süper zamanlama.

Artık bölgenin Arap ve Türkmenlerden ‘temizlenmesi’ projesini engellemek amacıyla MİT’i devreye sokabilecek bir tek başına Ak Parti iktidarı yok.

Oyunu bozmak...

Umulur ki, hem Ak Parti’ye ders vermeye çalışan batıdaki dindar Türkler, hem de din düşmanı PKK’nın partisi olan HDP’ye oy veren dindar Kürtler yaptıkları hesabın küçük olduğunu ve istemeden de olsa bölgede Müslümanları yakacak büyük bir yangının fitilini ateşlediklerini fark ederler.

Bu oyun ise tek bir şekilde bozulur.

Ak Parti’nin MHP’yle samimi şekilde koalisyon kurmaya çalışması. Bütün gayretlere rağmen kurulamıyorsa da, erken seçime gidilmesi.

Böyle bir koalisyon halinde hem Ak Parti MHP’nin aşırı Türkçü politikalarına ket vuracaktır, öte yandan MHP de Ak Parti’nin özellikle bölgenin siyasal yönetiminin tamamen PKK’ya bırakılmasını içeren ve mesela vatandaşın ihtilaflarını PKK mahkemelerinde çözmeye iten, oradaki müslümanları PKK’nın ‘merhametine’ emanet eden politik aymazlıklarını izale edecektir.

Tuzak büyük, çökertmenin yolu ise bu tehlikeli koalisyondan yılandan kaçar gibi kaçmak. Ancak bu durumda, neredeyse bitirilmek üzere olan operasyonun tamamlanmasına fırsat verilmemiş olacak.

İnşaallah, yine hayır olacak.

  18.06.2015

© 2021 karakalem.net, Abdullah Maraşlı



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut