Keenan House’dan ittihad-ı İslam’a (III) Hakikatle yüzleşmek

Ahmet Abdullah

Milliyetçilik mevzuunda entellektüel bir iğva ile dile getirilen ‘bu kimlikler tamamen uydurmadır, sosyal olarak kurgulanmıştır’ gibi yaklaşımlar, ihtilaf problemini çözmediği gibi beğenilmeyen realitenin üstünü örtüp yanlış teşhise sebebiyet verdiğinden arızanın ortadan kaldırılmasına da mani oluyor.


ÖNCEKİ İKİ yazıda ele almaya çalıştığımız bütün bu dertlerin çareleri nelerdir?

Aklıma şunlar geliyor: İlk olarak niyet. Yani ihtilafı bir problem alanı olarak teşhis edip, çözme iradesini ortaya koymak.

İkincisi, teknik ama çok müşahhas bir engel olan dil problemini İngilizce ve Arapça’nın her ikisinin, mümkün değilse, en azından birinin, öğrenilmesi ve öğretilmesi noktasında hususî gayret göstermek.

Üçüncüsü, müslüman coğrafyalar hakkında bilgilenmek, oralardaki hem genel, hem güncel vaziyetten haberdar olmak, siyasetlerine âşina olmak, kültürleri ile irtibat kurmak...

Hoş görme saygı göster

Dördüncüsü, mütehammil olmak. Hiyerarşik bir ilişki biçimine işaret eden hoşgörüden kaçınıp, başkalarının tarz-ı hayatlarına hürmet etmek. Nefse ağır gelen yerde, muhataba değil nefse yüklenmek.

Beşincisi, fıkhî anlamda nefsin yönlendirmesine müsaade etmeden, fakat ihtilafa mani olacağı mülahaza edildiği vakitlerde, ruhsatlarla ve diğer hak mezheplerin içtihadları ile amel etmek.

Altıncı olarak, siyasî anlamda Avrupa Birliği’nde olduğu gibi sınırları anlamsızlaştırıp, silikleştirmek. Zira tanımak ve aşina olmak ister istemez muhabbeti getiriyor. Bu sonuncusu gerçekleşse aslında diğerleri çok daha kolay hallolur. Ama o olmadan da yapılabilecek işler çok.

Mesela, değişim programları, Hamza Yusuf’un Rıhle organizasyonları gibi muhtelif vesilelerle farklı milletlerden müslüman gençlerin bir araya getirilmeleri ve ortak tecrübeler yaşamalarının sağlanması.

‘Sadece hayatta kalmak...’

Bir anekdotla bitireyim. Karşı komşumuz Iraklı Şiî dostum Hasan’la uzun uzun hasbihal ettik. Daha doğrusu ben sordum, o anlattı. Şöyle diyor:

Amerika işgal ettiğinde, Saddam zulmü altında inleyen bizler sevinmiştik. Fakat bu sevincimiz pek kısa sürdü. Başımızdaki diktatörlerden, Saddam’dan, Esed’den, Kaddafi’den kurtulduk, ama devletlerimizi kaybettik. Benim şehrimde, Babil’de, her ay intihar saldırıları neticesinde bin kişi ölüyor. Her aileden kayıplar var. Benim ailemden üç kişi öldü. Bizim için artık, devlet, millet, vatan yok. Sadece hayatta kalmak istiyoruz. İran’a yakınız, istikrarlı bir ülke. Biz oraya bağlanmak istiyoruz. Kuzey’deki Araplar da Türkiye’ye bağlanmak istiyor.

Araya giriyorum:

Türkiye’de bir kısım ultra-milliyetçiler dışında böyle toprak ilhak etmek isteyen pek kimse yok. Sınırın güneyine 400 kilometre inmek Türkiye’nin en son yapacağı iş.

Cevap veriyor:

Siz istersiniz, istemezsiniz, orası ayrı mesele. Onlar da canlarının derdinde ve istiyorlar.

IŞİD ise hem Şiîlerin hem Sünnîlerin korkulu rüyası. Zira Hasan bizzat IŞİD saldırılarından korkarken, Keenan House’taki tek Iraklı Sünnî olan Sinan, IŞİD’e karşı silahlanan Şiî milislerin ailesine ilişeceğinden çekiniyor. Binamızdaki altı yedi Iraklı aileden sadece birinin Sünnî olması da sanırım çok şey anlatıyor. Malikî’nin yurtdışı doktora burslarında Şia kayırmacılığının İngiltere’deki yansımaları...

Ümmetin halinden bir kısa kesitti anlattığım.

Çözüm: hakikatle yüzleşmek

Eşimin bayramı hakkıyla idrak etmek konusundaki yoğun ısrarları sebebiyle –Allah razı olsun– Ramazan Bayramı’nda, bir Afgan, bir Endonezyalı, bir Türk ve bir Iraklı Sünnî aileyi ziyaret ettik. Iraklı Şiî komşumuzun oğlu Sadık’a oyuncak paraşüt hediye ettik. Kürdistanlı komşumuza ise ziyaret teşebbüsünde bulunduk ama kısmet olmadı. Hâlbuki küçük kızları Jîna bebeğimizi pek severdi.

Hâsıl-ı kelâm, milliyetçilik mevzuunda entellektüel bir iğva ile dile getirilen ‘bu kimlikler tamamen uydurmadır, sosyal olarak kurgulanmıştır’ gibi yaklaşımlar, ihtilaf problemini çözmediği gibi, beğenilmeyen realiteyi de örttüğünden, bir başka ifadeyle yanlış teşhise sebebiyet verdiğinden, arızanın ortadan kaldırılmasına da mani oluyor. Bize lazım olan ise hakikatle yüzleşmek ve onu çözme iradesini sabır, azim ve sebat ile ortaya koyup duada bulunmak. Tevfik ise bizim mesuliyetimizde değil. Netice ne olursa olsun Cenab-ı Hakk’a tevekkül ederiz.

Allah âlem-i İslam’ın hakkıyla ve hayatın içinde ittihad içre bir ümmet olduğunu görmeyi nasip etsin. Bunun ilk şartı ise, canlarımızı acıtsa, keyiflerimizi kaçırsa da Türklerin diğer müslüman milletlerin, ağabeyi, babası, amcası, emmisi... olmadığını kabullenmek.


@ahmetabdallah

  15.09.2014

© 2021 karakalem.net, Ahmet Abdullah




© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut