Keenan House’dan ittihad-ı İslam’a (I) Halep-Antep kaç saat?

Ahmet Abdullah

Evvelce akrabalık bağları ile bağlı olan topluluklar, güçlü ticarî ilişkileri olan Halep-Antep gibi şehirler sun’î sınırlarla birbirlerinden koparılmış. Bu sınırlar içine alınan toplumlar hariçte kalanlardan uzaklaşmış, kopmak zorunda kalmış.


İTTİHAD-I İSLAM kavramı on dokuzuncu asırdan beri Müslümanların sıcak gündeminde. İslam birliği, Müslümanların ittihadı meselesi. Çok şey söylenmiş, çok ümitler beslenmiş, çok hayal kırıklıkları yaşanmış, ama hiç gündemden düşmemiş bir ideal. Meselâ, fırtınalı ve zor zamanlarda yaşayan bir İslam alimi olarak Bediüzzaman Hazretleri’nin bu meseleye sürekli vurgu yaptığını görürüz. Eski Said döneminde âlem-i İslam’ın selametini Müslümanların arasında tesis edilecek ittihadda görür ve şöyle der:

Azametli, bahtsız bir kıt’anın; şanlı, talihsiz bir devletin; değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi, ittihad-ı İslâm’dır.

Zira ihtilaf halinde başa ne belalar geldiği hem Kur’ânî hem kevnî ayetlerin işaretleriyle görülmüş, acı tecrübeler yaşanmıştır. O ayetlerden birinde şöyle buyuruluyor:

İhtilâfa düşmeyin; sonra cesaretiniz kırılır, kuvvetiniz elden gider. (Enfâl, 8:46)

Bu yazı ve takip eden iki yazıda dilim döndüğünce, kalemim müsaade ettiğince işte bu meselenin harice müteallık yönünü, ikamet etmekte olduğum, İngiltere’nin Durham şehrinde bulunan ‘Keenan House’ isimli bina üzerinden irdelemeye çalışacağım.

‘Birleşik İslam Cumhuriyetleri’

Burada sadece üniversitenin aile sahibi master ve doktora talebeleri kalıyor. Bekarlar hemen yan bina olan Brackenburry’de. Muhtelif boyutlarda 70 kadar daire var. Diyebilirim ki en az üçte biri Müslüman. Bir ay evveline kadar 5 Türk, 6 yahut 7 Iraklı aile vardı. Bangladeşliler, Afganistanlılar, Hintli Müslümanlar, Endonezyalılar, Suudlular, Umman, Ürdün, Lübnan ve Suriyeliler, Kürdistanlılar... Hutbe-i Şamiye’den telmihle denilebilir ki ‘cemahir-i müttefika-i İslamiyye’.

Elhamdülillah bu aileler arasında hoş, güzel irtibatlar da oluyor. Yalnız şurası bir hakikat ki, yukarıda saydığım bu milletler çokluk kendi içlerinde sosyalleşiyorlar. Mesela üç dört daire büyüklüğündeki ortak oda’yı rezerve ediyorlar. Birkaç saat boyunca sadece Iraklı aileler faaliyet yapıyor. Yahut bütün Müslümanların katıldığı, namazı birlikte eda ettiğimiz bayramlaşmadan sonra sadece Endonezyalıların iştirak ettiği bir bayramlaşma daha yapılıyor. Siz sadece camlardan seyrediyorsunuz.

Iraklı üç adam, kendi memleketlerinin nadide tatlılarını da ortalarına alıp hararetli hararetli konuşuyorlar. Kulağıma şu kelimeler çalınıyor: Maliki, Şiî, Sünnî, Da’ş (IŞİD), Bağdat, Musul, Felluce, Erdoğan ilaahir. Leziz tatlılardan bana da ikram ediyorlar. Türk ailelerin de devamlı surette ve –istisnaları olmakla birlikte–sadece birbirlerini ziyarete gittiklerini söylememe sanırım lüzum yok.

Bu neden böyle? Müslümanların ümmet şuurunu yitirmeleri midir gerçek sebep? İslamlığımızı unutmak mı? Bu izah bir noktaya kadar meseleyi anlamaya yardım edebilir ama tatmin edici olduğunu söylemek mümkün değil. Doğrusu bir parça mazur da görüyorum.

‘Medinetü’l-fâzıla’ için somut sebepler gerek

Şöyle izah edeyim: Evvela, insanların birbirleriyle irtibat kurmaları sırf soyut kavramlar, ayağı yere değmeyen idealler çerçevesinde gerçekleşmez. ‘Fazıl medine’ler ancak kitapların konusu olabilir. Sahada bir sahih sebep gerekir. Birbirlerine muhtaç olmalıdırlar, birlikte sevinmiş veya üzülmüş olmalıdırlar. Lisanlarını anlayabilmeleri gerekir. Anlam dünyalarının kesişmesi gerekir...

Hâlbuki yaklaşık bir yüzyıl evvel Müslümanlar arasındaki bütün bu irtibatlar inkıtaa uğratılmış. Mevcut kültürel farklar derinleştirilmiş, yoksa imal edilmiş ve hakikat-i halde dost olacaklar düşman olmasa bile yabancı olmuş. Farklı millî devletlerin ve millî sınırların içinde hapsedilen insanlar, kendi iradelerinin haricinde olarak, bir takım acıları beraber yaşamışlar. Birbirine rakip spor takımlarını tutmuşlar ve bunların her birinin zihinlerde tarihleri oluşmuş.

Aynı filmleri seyretmişler, ortak karakterler ortak manalara gelir olmuş. Kadîm tarih ve coğrafyalarda birbirlerinden daha kopuk yaşayanlar aynı toprak parçasının içine sıkıştırılıp, aynı ekonomik krizlerin mağdurları haline getirilmişler. Yahut tam aksi, sınırın ötesindekiler fukaralıktan kırılırken, beri tarafında iktisadî refah hayatın her alanında tesirini göstermiş. On yıllarca aynı siyasetlere maruz kalmışlar. Kavga etseler bile, aynı lisan ile kavga etmişler.

Evvelce akrabalık bağları ile bağlı olan topluluklar, güçlü ticarî ilişkileri olan Halep-Antep gibi şehirler, çobanların hayvanlarını otlattığı yaylalar bu sun’î sınırlarla birbirlerinden koparılmış. Ancak psikolojideki ‘kendi kendini gerçekleştiren kehanet’ kavramı gibi, bu sınırlar içine alınan toplumlar hariçte kalanlardan hakikatte uzaklaşmış, kopmak zorunda kalmış.


@ahmetabdallah

  08.09.2014

© 2021 karakalem.net, Ahmet Abdullah




© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut